Hayrettin TAYLAN

BAĞIMSIZ TÜRKİYE,BAĞIMLI GENÇLİK

Davranışlar örüntünün aynasıdır. Davranışlar örtük iletişimi verir. İnsan, davranışlarının çocuğu, davranışının yolcusudur. İnsan, sosyo-bilinçle, nöro-bilinçaltının ortalamasıdır. İnsan, genetik bağla, sosyal bağla, bağıl hatta bağımlı sosyal verilerin sosyolojik ortalamasıdır. Gen, din, kültür, medeniyet, yenilik, teknoloji ve bunları belirtik yapan coğrafya, insanın karakter atlasını verir. İnsan, yaşadığı sosyal çevrenin sosyal kimliğidir. Tek başına hiçbir bağ, insanı etki altına almaz. Her dinamik insan üstünde etkilidir. Bilinç alanıyla, bilinçaltı alanı besleyen günlük aldığı yüz bini aşan veridir. Bu veriler, kimlik atlasını, karakter haritasındaki dinamik şehri verir. Kalıtsal olan özellikleri de eğiten bu temel dinamikler. Huy değişmez; ama huylar eğitilir.Can çıkar huy çıkmazı değiştiren temel dinamiklerdir.İman, ilim, sanat, edebiyat, kültür,sosyal erkler insanı etkiler, besler, eğitir, ehil yapar.Temel merkezlerimizi besler.Beyni, kalbi, ruhu, mideyi besleyen temel nitellerin nitelliği önemlidir
-İnsan,günlük aldığı verilerle ve karşılaştığı yaşamsal etkileşimin enerjisiyle hayatına devam eder.
Enerjinin biçimi nasıl?
Kimlerden ve nelerden enerji alıyoruz?
Sosyal iletişim çağının verileri kirli? Günlük aldığımız sosyal ve yaşamsal veriler kirli.Zihni ve bilinçaltını besleyen veriler kirli.Negatif enerjiyle işgal edilmiş merkezlerimiz.Kötü niyet, korku, hırs, nefret,çıkar, şehvet, eğlence gibi nefsin merkezini sarmalayan kötü enerjilerle donatılmışız.Bunlar yetmiyor gibi bizim hayatımızdan uzak olan algı ve olguların sosyal zehrini yaşıyoruz. İnsanın temel merkezlerini besleyen veriler insanı güçlü kılmıyor.Tam aksine, kendinden, ailesinden, toplumundan, inancından uzaklaştırıyor.Sürekli negatif enerji salgılıyoruz.Sürekli toplumsal negatiflerimizle sevgisiz, ruhsuz,merhametsiz, değerlerinden uzak bir nesil yetişiyor.Herkes, sosyal bir kuyunun içinde.Herkes içinde düştüğü sosyal kuyuda kendince mutlu .İçine atılan sosyal kuyudan ibaret sayıyor dünyayı.İçindeki sosyal kuyudan gördüğü gökyüzü kadardır ufku,algısı, olaylara bakışı…
Herkes, derin dış güçlerin siyaset ve sosyal mühendisliğine maşa ya da meze.Herkes, içinde bulunduğu sosyal camiadan ibaret.İçinde bulunduğumuz sosyal kuyuda bizi sunulan tatlandırıcı kavramlarla temel dinamiklerimizin şartelini atan olaylar, olgulara teslim edilmişiz.Din, vatan, bayrak, ırk, gibi güçlü dinamikler etrafında oluşturulan düşünceler, cemaatler, partiler, cemiyetler, gruplar, akımlarla herkes bir şeyin bağıl bağımlısı.Bakış açımıza takılı tek gözlükle bir şeylerin bağıl bağımlısı , bir şeylerin mezesi olmuşuz.Partimiz, cemaatimiz, fikrimiz, içinde yer aldığımız herhangi bir şeyin tatlandırıcı kavramlarıyla hayata at gözlüğüyle bakıyoruz.
Derin güçlerin sosyal medya, dijital medya, diğer sosyal mühendisliklerle kirlettiği sosyal hayatımız var.Sosyal medya, normal medya, iletişimin tüm kanalları sosyal verilerle kirli ve güdülü.Herkes yaşadığı toplumun sosyolojik ortalamasıdır.Hepimiz, günlük aldığımız sosyal verilerle bilincimizi ve bilinçaltımızı besliyoruz.Peki, aldığımız veriler temiz mi? Peki, aldığımız enerji pozitif mi? Olma imkânı var mı? Bu kadar kirlilik içinde güçlü bir karakter oluşur mu? Bu kadar kavramlara, olgulara, sosyal kirliliğe teslim edilmiş zihinden, kalpten, ruhtan temiz biri olur mu? Herkes maskesiyle dolaşıyor. Herkesin karakteri; taktığı maskesi, takındığı davranışıdır. Bu kadar münafık neden artıyor? Bu sorunun bilinçaltı kodlarını verdim. Sosyal mühendisliklerle, genetiği bozulmuş gıdalarla, tatlandırıcı, kandırıcı, inandırıcı kavramlarla insanların zihni, kalbi, ruhu kirletilmiş ve fethedilmiştir. Kültürel emperyalistler başardı. Temel dinamiklerimizi zayıflatarak, temel dinamiklerin etrafında ılımlı, nefsi, insanı bağıl yapan erklerle bizi yoldan çıkardılar.
Kim daha milliyetçi? Kim daha Atatürkçü? Kim daha dindar? Bu kadar ideoloji, bu kadar cemaat, bu kadar tarikat neden var ki? Bunlar bu mühendisliğin zehri değil mi?
Kendiniz olmadan kendini bulmadan bu bağımlıktan kurtulabilir miyiz? Cemaat liderimizin sözleri mi temel kitabımızın kaynakları mı? İletilerimiz de kirli değil mi? Dinin merkezi belli değil mi? Doğru enerji kanalı nasıl oluşur? Hangi kanal sağlam? Hangi olgular bizim?
Silah, enerji,sağlık, bilişim, eğitim gibi temel merkezleri elinde bulundurup dünyayı yöneten güçlerin ördüğü sosyal ağdan nasıl kurtuluruz? Bu ağlara karşı neler yapmalıyız?
-Biz kimiz ? Saf enerjimize ne zaman döneceğiz? Bin yıllık mazi bize neyi anlattı? Fatih Sultan Mehmet neyi anlattı? Onun hocası Molla Güranî neyi anlattı? Gazalî neyi anlattı?
İbn-i Sina neyi anlattı? Sezai Karakoç neyi anlattı? Onların anlattıklarıyla, bizim öğretilerimiz paralel değilse biz derin güçlerin sosyal mühendisliklerle bizi düşürdüğü kuyudayız.Biz, kendimiz değiliz.Biz, onların maşasızıyız,biz onların sosyal projelerinin mezesiyiz.